PsikopatlarSaz Caz RakEdebiyyatVeni Vidi VıdıRopürtajBi Cift Laf EtDerdim VarLink Mink

Doğaçlama 2
Yazan:profesör kien ( 27/12/2002 10:45 )

Saksofon, cins ve cinsel çağrışımlarının yanında ve trompetin yanında ya da arkasında (öhm), cazın nefesliler grubunun ve dolayısıyla tüm soluk alışverişlerinin en ciğerli parçasıdır aynı zamanda.

Ciğeri yettiğince her şeye karşı olan bu alemde, “tenor caynts” diye bir ekip peydahlanmıştır 70 yıl içinde. Bunlar aslında beş kişilik bir çetedir; Lester Young, Coleman Hawkins, Ben Webster, John Coltrane ve Sonny Rollins’ten oluşur. Tenor düttürenlerin bu beş devi öyle bir öttürmüştür ki bu boruyu, bugün hala öttürenler, yok şurasını Lester gibi yapmış, burası Coltrane’in ataklarına benzemiş ama Rollins’in tonasyonu ve atmasyonu da var gibi çeşitlemelerle yakıştırılır ve yapıştırılırlar. Yapışkanları “caaaart” diye yırtanlara ya da bu beş isimden sonra tenor öttürüp de rüştünü ispat edenlere caynt cuynt denmez, en fazla “yang layıns” denir. Jo Henderson (adam 70 yıl yaşamış, göçmüş gitmiş, hala yang layıns), Joshua Redman, Joe Lovano gibi... Görüldüğü gibi yang layıns olmak için adınızın Jo ile başlaması gerekir, bu durumda Türkseniz oğlunuzun ya da kızınızın adını Joker koyabilirsiniz, sonra gerekirse onu bir altoyla değiştirirsiniz.

Zira tenorda caynts vardır ama altoda bir tek caynt vardır. Bird ya da Charlie Parker denir buna. Bunun “relaxing at camarillo” adlı bestesinin girişini duyup aaa ne hoş bir beste, gece mum ışığında hatunla acayip rahatlatıcı olur galiba diye düşünmeye başlarsanız, Camarillo’nun bir akıl hastanesi, orada rahatlamanın da, beyazı bol bir dünyada yenen elektroşok dalgalarıyla alakalı olduğunu hatırlamalısınız. Hatırlamasanız bile beste bir süre sonra hatırlatacaktır bunu size...

Ottan, boktan ve acılı ölümler bu alemde sık yaşanmıştır. Ölümü anlatmak genelde en zor ama kaçınılmaz olandır. En “ölümcül” kim yapmıştır bu işi derseniz, benim yanıtım, sıkı bir cazcı olduğundan emin olduğum Wolfgang’tır. Ama deyus ve mozart olanı diye denyo espriler yapmak mümkünse de, bu hınzır çocuğun Requiem’i, bu türden esprileri insanın boğazında düğümleyecek kadar kuvvetlidir. Kühel sayısı var ya, Köhel diye bir adamın usanmadan yüzlerce Mozart eserini sıraya ve temaya dizme gayretinin bir sonucu olarak ulaştığı bu sayının sonuncusu 626’dır. Mozart’ın 35 yaşında Kont bilmemkimin merhum hanımı için yazmakta olduğu “KV 626 Requiem”, kendi Requiem’i de olmuştur aynı zamanda ve yarım kalmıştır ve inanılmazdır...

Bir diğer inanılmaz ölüm kapışması ya da karşılaşması Charles Mingus’la balinalar arasında yaşanmıştır. Kontrbasın bu efsane ismi 57 yaşında göçtüğünde, cesedi karısı Sue Mingus tarafından yakılmış, külleri Hint Okyanusu’nun bir sahilinden okyanusa saçılmıştır. Ertesi gün aynı sahile 57 balina yanaşmıştır. Amaçları intihardır... (sanatçı James Emery, albüm “Standing on a Whale, Waiting for Minnows”, Enja, 1997)

İçi ve dışıyla balinaları andıran Mingus’u ziyarete gelen bu 57 arkadaş, kimilerine göre, Mingus’un hayatı boyunca başrolünü oynadığı 57 vukuatı temsil etmektedir. Mingus’un o kaba görünümünün altında daha da kaba bir yüreciği (!) vardır. Hatta ölenin arkasından tef çalınır kuralına göre, merhuma “pislik” demek ya da eserlerinin davul ağırlıklı yorumlarını dinlemek mümkündür. Zira bu irikıyım abinin, boksörlük de yapmış Miles Davis’i dövmesi, Money Jungle albümünün kayıtları sırasında “iyi çalmıyor” diye Max Roach’u benzetmiş olması falan küçük vukuatlarından sadece birkaçıdır. En çok bilineni, şamaroğlanı misali sürekli dayak yiyen tromboncusu Jimmy Knepper gruptan ayrılmak istediğinde, cebine gizlice eroin koyup polise ihbar etmesi ve yakalatmasıdır. Ama kimin umrundaki tüm bunlar; o kadar üstün kayıt ve besteler bırakan bir insanın, ayağının altında dolaşanlara dayak atmasından daha doğal ne olabilir?

Mingus bestelerinin en kıyak tarafı, hayata adeta yapışmış olmalarıdır. Misal, “at Bohemia” albümündeki “Work Song”, demiryolu işçilerinin rayları döşerken balyozlarını indirip kaldırmaları ritmiyle yazılmıştır. Tabii bu işi yapan bir sürü başka üstad vardır; Duke Ellington’un “Take the ‘A’ Train” bestesinde Mingus’un işçilerinin döşediği raylar üzerinden bir tren gitmekte, Max Roach’un “Speak, Brother, Speak” bestesinde tren miting alanında durmakta ve sırasıyla söz alan konuşmacı – enstrümanlar, halkı isyana teşvik etmektedir...

Öyle bir gün gelse de, bu kez halk sanatçıları ayaklanmaya teşvik etse diye beklerseniz, çok beklemezsiniz, zira halk bunu hemen her gün yapmaktadır. Yalnız isyan kısa sürede bastırılmaktadır. Öyle ki basın bir diğer büyük ismi Jaco Pastorious da, bir kulüp girişinde badigard yumruğuyla bastırılmıştır.

Jaco’nun dediği gibi (demişir nasılsa) “müziğin sevincini yaşamak, çaldıklarını ve dinlediklerini paylaşmadan mümkün değildir”. Paylaşmak da her zaman “birbirinden ve biri diğerinden ve diğeri birinden araklamak”tır. Bu yüzden bu caz aleminde “standart” diye bir olgu gelişmiştir. Bunlar, “tutmuş” ve dolayısıyla sıklıkla araklana paylaşana artık standartlaşmış bestelerdir. Ama her yorum, çalım ya da paylaşım ayrı bir “standart”tır, bu da temel mevzumuz olan “doğaçlama”dır.

Başka bir diyemeyişle, armoni konusunda kleptomanisi olanlara, yani kendi armonilerini geliştirecekken oradan buradan araklayanlara “ama o standart çalıyor” demek pek fiyakalıdır.

Bir de Laurendo Almeida diye Brezilyalı bir gitarist abinin hoş bir saplaması vardır; “tek bir yerden araklarsanız ona hırsızlık denir, birçok yerden araklarsanız: araştırma”. Ülkemizdeki “araştırmacı gazetecilik ve yazarlık” olayına cuk ve çük oturan bu saptayıma daha başka yerlerde değinmiş olmanın rahatlığıyla cazdaki izdüşümüne baktığımızda, birkaç parça ya da standart ya da akımı bir bestede harmanlamak olayının “araştırmacı-karaştırmacı” karakterine dair ne denebilir ki başka? Ben hiçbir şey diyemem ama caz tarihçileri bunun klasik müzikle etkileşimli biçimine “third stream” demiştir. Üçüncü türden yakınlaşmaların menşur grupları arasında Modern Jazz Quartet, Oliver Nelson Orchestra, Günter Schüller vb. sayılabilir ama meseleyi biraz daha karıştırırsak; sayılmayadabilir.

Zira bu doğaçlama denen meretin dereceleri vardır. Birinci dereceden olanları bestenin (standardın) melodisini tekrarlar, ana hatta gidip gelen atraksiyonların ardından melodi tekrarıyla olayı tamamlar. İkinci ve üçüncü derecelerde, atraksiyon katsayısı (kühel sayısının karesi artı atrakno-1365 gibi) büyüüür gider. Valla teknik-taktik analiz açısından bildiğim bir diğer nane de “unison” derler ya, odur. İki düdük aynı anda ya da bir düdük bir klavye olabilir, kombinasyonlar değişkendir ama ne olursa olsun farklı akorlardan aynı melodiyi düttürürler. Bunun kanımca en alasını Lee Konitz (alto sakso) ve Warne Marsh (tenor sakso) yapar (sanatçı Lee Konitz, albüm “Live at Half Note”, Verve, 1959).

Bu defa çok isim sayıp az doğaçlama yaptık galiba, neyse haftaya şu caz standartlarına girişip, enstitüden bilgi alaraktan, sonra onları vererekten diye sonlandırmaya çalışırken, bizler gibi Ankara doğumlu Joe Strummer abiyi de anmadan bitirmeyelim derim bu yazıyı... (sanatçı The Clash, albüm Sandinista, şarkılar ve isyan ruhu harika, ikinci CD’de reggae de var, Columbia galiba, 1900 + - 47 diyelim, bu + ile –‘yi altlı üstlü yazan bir karakter daha vardır ama bizim klavyede yoktur. 47 ise Füruzan’ın “47’liler” adlı romanına gönderme olabilir. Bu eserde müzük sayfalarımızı ilgilendiren bir büyük hata vardır. “Viyolensellerin sesi yükselirken, çellolar susuyordu” gibi bir cümledir bu. Halbuki ikisi de aynı enstrümandır ve profesör kien ukaladır).

Saz Caz Rak

sitra pontin
Adı: KING, Soyadı: CRIMSON

11/11/2005 16:31


Serkan
BABA HAKKI – CLIFF BABA

9/7/2003 17:27


William Munny
Nocturama

24/2/2003 17:40


profesör kien
Doğaçlama 1234

16/1/2003 15:21


profesör kien
Doğaçlama - 4

9/1/2003 13:31


profesör kien
Doğaçlama - 3

2/1/2003 16:12


profesör kien
Doğaçlama 2

27/12/2002 10:45


profesör kien
Doğaçlama 1

19/12/2002 17:37


Seykoah
THE SPIRIT CARRIES ON

11/11/2002 11:04


Dora Maar
Youssou N'Dour - 21. yüzyılın Griot'su

25/10/2002 13:17


   Sonraki sayfa >>