PsikopatlarSaz Caz RakEdebiyyatVeni Vidi VıdıRopürtajBi Cift Laf EtDerdim VarLink Mink

MİNE
Yazan:Sitra Pontin (Atilla Birkiye'den) ( 2/3/2006 14:10 )

Özel bir kadın; onu nasıl betimleyeceğim bilemiyorum; yaşamımda ilk kez bir kadın için bir defter tutuyorum.

Mine!

Uzun bir süredir bu defteri kullanmıyordum. Senin adınla başlıyorum.

Mine, farsçadan geliyor. Metal üzerine vurulan renkli cam katmanı.

Saat kadranı.

Dişlerin taç kısmını kaplayan beyaz ve sert doku.

Mecazi olarak da ince ve parlak nakış.

Bir de mineçiçeği var.

Arapçada bir Mîna var; Mekke’de bir yerin adı; mina ise liman anlamında.

Mîna, şişe cam, billur, sırça.

Kasr-i mina, gök kubbesi.

Bir de Anadolu’da mine var. Mine, ekine zarar veren kanatlı bir böcek (Elazığ-Ağın). Mine, incik kemiği (Kütahya-Kalkan). Minecik / mindik, çok küçük mini mini (Isparta-Yalvaç).

Son bir iki gündür ne kadar geç yatsam da, uyandığımda içimde coşkun bir yaşama sevinci buluyorum. Çünkü bir gün önce seni görmüş oluyorum; ya da o akşam seni görme olasılığı var.

Mine, özel bir kadın.

İlk kez bir kadın için defter tutuyorum.

Bir telefon bekliyorum. Yalnızca bir telefon, beni çağıran bir telefon.

Henüz hiçbir ipucu yok, sende bana dair.

Küçücük şeyleri “işaret” sayıyorum. Yani minecik’leri. Sonra, abarttım, diyorum.

Aşka düştüm.

Yalnızım.

Bir kez daha yüzünü görsem.

Mine özel bir etki alanın var ve ben kendimi bu alanın içinde buluyorum.

Mine beni etkiliyor.

Yaşamımda artık anlamlı bir ilişki istiyorum.

Özel bir kadına yüreğimi vermek istiyorum.

Bu özel kadın Mine.

Telefon çalmıyor.

Radyonun sesini iyice açıyorum.

Yalnızlığımı müzik alıyor biraz biraz.

Bütün gün ortaçgil şarkıları dinledim…

Ortaçgil’in romantik şarkılarını.

Telefon gelmeyince, giderek hüzünleniyorum.

Gece ilerledikçe yalnızlığım artıyor.

Zerafetine, kibarlığına, inceliğine hayran kalıyorum.

Denetimi; olağanüstü bir denetimi var. Gayet kontrollü; bu beni ona daha çok çekiyor.

Bütün kapılarımı dünyaya kapattım. Tek bir pencerem açık, oradan yalnızca sana bakıyorum.

Telefon çalmıyor.

Yalnızlığım karanlığın içinde yitip yanına geliyor birdenbire, parmaklarına dokunuyorum. Anlamlı parmaklarına.

Varlığın bulunduğu yeri daha da anlamlandırıyor.

Ben aşka düştüm.

Yüreğimi ellerimin arasında sunuyorum.

Al, yalnızca al; yüreğimi kabul et.

İzin ver seni mutlu edeyim, belki de, kimbilir, çok güzel bir ilişkimiz olur.

Parmaklarınla dudaklarına dokunuyorum.

Biliyorum, bu iş çok zor, hem de çok zor.

Ama hayal kurmamı kimse engelleyemez.

Belki de yalnızca, hayallerimde mutlu oluyorum.

Yanlızca hayallerimde.

Sana hiçbir şey söyleyemedim. Cesaretim yoktu. Korkuyorum. Açık değil mi? Beni reddetmenden korkuyorum.

***

Babası sokağın sonunda çoktan yitip gitmiş; demek ölmemiş, yaşıyor. Kız sokağın ucunda, arkası dönük, tam arkası değil. Yüzünü profilden görüyor, kim bu Mine? Onun sevgilisi Müge değil miydi? Müge onu reddetmemiş miydi? Müge ile konuşmamış mıydı?

Oysa bu kıza anlatmamış bile. Mine’ye…

Üstü başı çamur içinde; herkes ona bakıyor. Burada ne işim var? Niye bu yazıyı yazıyorum? Evde bilgisayarımın başında yazsam. Önce bir duş alsam. Sıcak suyun altına girsem. Sonra bir süre yatsam; yorganı başımın üzerine çeksem, hayallere dalsam. Düşlere girip çıksam, uyusam, binlerce rüya görsem.

Kim bu Mine? Yüzünü göremiyorum.Yazmalıyım. Yazmalıyım. Belki gerçeği bulurum o zaman. Babamı da. Kızın yüzü profilden görünüyor. Estetik…

***

Telefon çalmıyor ve bir gece daha bitiyor; seni görmem olanaksızlaşıyor.

Radyodaki müzik yalnızlığımın tek dostu.

Hayallerim bana kaldı.

Ben aşka düştüm.

Aşkı aramaya çıktım; aslında hiç bulamamış mıydım?

Yıllar önce yazdığım gibi, hepsi birer yanılsama mıydı?

Düşlerime renk kattın.

Ses tonun kulaklarımda, giderek yüreğime saplanıyor.

Belki de büyük bir aşk olacaktı bizimkisi.

Belki de hiç başlamadan bitecek; ve ben güzelliğinden, zerafetinden, anlamından, zekandan yoksun kalacağım.

***

Dün yine seni aradım. Görüyor musun, her akşam seni aramadan yapamıyorum.

Bugün, başka bir kalemle yazıyorum, yazmak istediğim kalemle. Belki yeni bir serüven başlıyor. Kimbilir?

Bu akşam seni aramayacağım. İstemediğimden değil; tam tersine, sesini duymak istiyorum. Yüreğimin coşkusunu güç engelliyorum.

Seni rahatsız etmek istemiyorum; başına bela değil; senin âşığın olmak istiyorum.

Belki de bu gece sen beni ararsın. Kimbilir?

Araman benimle ilgilendiğini gösterir. Araman beni birazcık umutlandırır.

Ararsan sesini duymuş olurum; o, ruhunun ve bedeninin nezaketini, zarifliğini ve estetiğini (evet sonunda buldum: estetik) yansıtan sesini.

Ah, bir duyabilsem.

Evet, evet, seni betimlerken kullanılacak ilk sözcük, ilk kavram, ilk tanım, estetik olmalı.

Senin bedenindeki, giyimindeki, davranışlarındaki estetik bir yana; ki bunlar çok güzel; asıl senin ruhunda estetik var.

Araman, evet araman bir işarettir: benim gelecekteki mutluluğuma dair.

Edebiyyat

Sitra Pontin (Atilla Birkiye'den)
MİNE

2/3/2006 14:10


Sitra Pontin (aktaran)
AŞK İSYANI, EVLİLİK NİSYANI KIŞKIRTIR

23/11/2005 11:37


sitra pontin
SİNEMANIN KRAL-OZANI ANDREY TARKOVSKİ

15/11/2005 10:17


sitra pontin
İçinde Beşiktaş geçen üç şiyir

10/11/2005 13:37


profesör kien
müfettiş chapuisat dizisi 100-101 (polisiye destanda yüzyıllık şiyirsellik)

30/1/2004 14:37


Serkan
Beni kan tutardı

8/10/2003 18:08


m.pençe
bir beşiktaşlılık öyküsü

16/1/2003 23:52


Cenk
Kafa Sesi

22/11/2002 11:13


MieLLeuX
Eski Bir Defter

19/2/2002 10:47


MieLLeuX
Yıllarca uzaktaki sevgiliye mektup...

28/1/2002 14:12


   Sonraki sayfa >>